Subscribe

‘Olağanüstü önemli bir olaydır’

0 Yorum

Yazılma tarihi : Mart 11, 2010 Kim Yazdı :

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ”Gerçekten Genelkurmayda böyle bir eylem planı, (irticayla mücadele eylem planı) yani sabotajları, hukuk dışı tertipleri ön gören, amacı da meşru hükümeti yıkmak olan bir eylem planının resmen hazırlandığı ortaya çıkarsa bu olağanüstü önemli bir olaydır” dedi.

Baykal, CNN Türk’teki ”Ankara Kulisi” programına katılarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

”Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, Albay Dursun Çiçek’in hazırladığı iddia edilen belgedeki imzanın kendisine ait olduğunu söylediği veya onun tarafından yapıldığını kabul ettiği gibi bir beyanınız oldu, bu sizin bir bilginize mi dayanıyor yoksa bir yorum mu?” sorusuna Baykal, ”Bunun gerçekçi bir yorum olduğundan kuşku duymuyorum. Çünkü askeri savcılığın yaptığı değerlendirmeler, Dursun Çiçek’le ilgili tutuklama talebi de bir veri olarak ortada” yanıtını verdi.

Konuyla ilgili savcılığın tutuklama talebini askeri mahkemenin geri çevirdiğini, sorunun da buradan kaynaklandığını ifade eden Baykal, şunları kaydetti:

”İrticayla mücadele eylem planı olarak nitelenen ve birbiri ardına son zamanlarda ortaya atılan büyük iddiaların bir anlamda temelini oluşturan ana iddia, hem Genelkurmayın içinde hazırlanmış olması, hem Hükümete ve irticaya karşı bir eylem planını öngörüyor olması, kapsamlı ayrıntılı bir plan olması, sonra bu planın ‘fotokopiydi, orijinaldi’ tartışmasına, orijinal iddiasıyla dört buçuk ay sonra yeni bir belgenin, ‘içeriden tanıklık yapmaya da hazırım’ diyen birisinin mektuba koyup İstanbul’a savcılığa göndermesiyle ortaya çıkması, bütün dikkatleri bu olaya çekti. Bu olay büyük bir olaydır. Gerçekten, Genelkurmayda böyle bir eylem planı yani sabotajları, hukuk dışı tertipleri ön gören, amacı da meşru hükümeti yıkmak olan bir eylem planının resmen hazırlandığı ortaya çıkarsa bu olağanüstü önemli bir olaydır.”

Belgenin gerçek olup olmadığıyla ilgili bir sürecin yaşandığını ve bunun çeşitli aşamalardan geçtiğini anlatan Baykal, ”Ne incelendi? Kimler inceledi. İnceleme sonucunda varılan kanaat nedir? Ve o kanaat gerçeği ortaya koyma bakımından ne derece önemlidir? Bu bir bilim” dedi.

”Adli Tıp zaten güvenmezlik içeriyordu ama Jandarma kriminal raporu da yetersiz olabilir. Çünkü bu siyasi pazarlıkla ayarlanmıştır, bunu mu diyorsunuz?” sorusuna Baykal, şu cevabı verdi:

”Buradaki bütün mesele şu grafolojik incelemeyle matematiksel gerçeği ortaya koymak kolayca mümkün değildir. İmza incelemesi ile yazı incelemesinde, ‘evet, bu bunundur’ diye matematiksel bir kesinlikle hüküm vermek mümkün değildir. Matematiksel kesinlikte hüküm vermeye yardımcı olacak yöntem parmak izidir. İmza benzetilebilir, nitekim orada ‘aynısı’ denilmiyor. ‘Benzer olduğu’ falan ‘kanaatine varılmıştır’ diyor. Hep esnek ifadeler. Matematiksellik yok. Burada matematiksel kesinlikle bize yardımcı olabilecek yöntem parmak izi incelemesidir. İmza sahibi olduğu iddia edilen kişi diyor ki ‘Bu benim imzaladığım bir kağıt değildir, bu benim imzam değildir. Eğer bunu ben imzaladıysam o kağıdın üzerinde benim parmak izim olması lazım.’ Kendilerine tut diye verdikleri zaman tutmuyor, eldivenle tutuyor.

Hala bu inceleme ne İstanbul’da Adli Tıpta ne de Ankara’da jandarmada yapılmıştır. Umut ediyorum önümüzdeki günlerde yapılacaktır. Buraya geldikten sonra bunun yapılmamasını anlayışla karşılamak mümkün değildir. Nitekim İstanbul’daki mahkemede yani Ergenekon davasına bakan sivil hakimlerin bulunduğu mahkemede jandarma raporuna ve askeri savcılığın talebine rağmen Ankara’daki Askeri mahkemedeki hakimler de ‘olmaz kardeşim, bunu söyleyemezsiniz’ dedi. Mahkeme şu anda bunun geçerli olduğu kanaatine varabilmiş değildir.”

”Tereddüt varsa niye bakmıyorsunuz şu parmak izine? Niye bakmıyorsunuz mürekkep yaşına? Siz Hammurabi belgesindeki yazının yaşını çıkarmayı başarıyorsunuz da şu Genelkurmayda hazırlandığı iddia edilen kağıttan belgenin yaşını çıkaramıyor musunuz?” diyen Baykal, olayla ilgili kendi vicdanının tatmin olmadığını söyledi.

Baykal, şunları söyledi:

”Bu noktada eğer silahlı kuvvetlerin komuta kademelerinden birileri ‘evet anlaşılıyor bu yapmış’ diyorsa bu kanaati temellendirmek durumundadır. Mahkeme nezdinde bu temellendirilmiş değildir. Belki umut ediyorum bir süre sonra diyecektir ki ‘yapmış kardeşim işte parmak izleri de var’. Bu çıkmadan niye böyle bir kabule silahlı kuvvetler gitti? Sorguladığım nokta bu. Ben tatmin olmamışım. Resmi açıklama yapıldığı zaman böyle hassas bir konuda, bütün medya, herkes ‘kabul etti silahlı kuvvetler’ diyor. Öyle yorumlanacağı biliniyor mu, niye böyle yorumlanacak bir açıklama yapılıyor? Mahkemede yürüyen bir süreç var. Bu süreci beklemeden bu angajman kamuoyuna neden yapılıyor. Çankaya da bu kabul ifade ediliyor mu, edilmiyor mu? Ediliyorsa niye ediliyor? Çankaya bunun konuşulacağı zemin mi?

Bizim daha olgunlaşmamış, konunun yeterince aydınlatılamadığı bu noktada Dursun Çiçek’ın bu işin içinde olduğu izlenimini verecek bir kabulü, bir kurumsal kabulün, ifadenin ortaya çıkması sorgulanması gereken bir konudur.”

Baykal, 1. Ordu Komutanlığında 2003 yılında yapıldığı söylenen tatbikatla ilgili bir binbaşının bilirkişi raporunu kamuoyunun bilgisine sunduğunu ve bu raporun açıklanmasının çok önemli olduğunu belirterek, ”Yani silahlı kuvvetlerin kendisinin 2003′teki bu olayla ilgili bir sorumluluk paylaştırma gayreti içine girmiş olduğunu, bu bilirkişi raporu için de söylüyorum ortaya çıkmış olması çok düşündürücüdür. Suç var mı yok mu bunu bilmiyoruz, inceleyip görürler. Fakat ‘bilinsin ki bir yetki tecavüzü var burada’ denilmiş olmasını ben bir kurumsal zafiyet olarak tespit ediyorum” dedi.

Deniz Baykal, şöyle devam etti:

”Çiçek’in sorumluluğuyla ilgili kabul yönündeki açıklama askeri savcılığın değerlendirmesi, hem de bilirkişi raporu ile 1. Ordudaki tatbikat hakkındaki değerlendirme, bu kabullerin, ordu komutanlarının, kuvvet komutanlarının ve Genelkurmay 2. Başkanı’nın tahliyesiyle eş zamanlı gerçekleşmiş olması dikkat çekici.
Bütün bunların tümünün Çankaya’daki zirvenin ve arkasından kutlama yemeğinin ertesinde saatlerle ölçülecek bir zaman diliminde cereyan etmiş olması, üzerinde durulması gereken bir noktadır. Türkiye’de hukukun, siyasetle, güçle ilişkisi konusunda çok ibret verici örnekleri yaşamakta olduğumuzu görüyorum. Daha önce de gördük. Çeşitli vesilelerle gördük. Ergenekon’da da gördük. Bu süreçte de görüyoruz. Artık Türkiye’de bağımsız bir yargının bu tip hassas konularda kendi sorumluluğunu üstlenerek kamuoyunu tatmin edici güven verici bir çalışmayla, hükümler verdiği inancı çok ciddi şekilde sarsılmıştır.”



Bakan Çelik gündemi değerlendirdi

0 Yorum

Yazılma tarihi : Mart 11, 2010 Kim Yazdı :

Devlet Bakanı Faruk Çelik, ”(İdarenin yerinde yargı olarak ben varım, idarenin yapması gereken faaliyetleri ben yaparım) anlayışının, ‘kimin kimi kuşattığını’ ortaya koyması açısından çok önemli olduğu düşüncesi ve inancındayım” dedi.

Memur-Sen tarafından düzenlenen ”Perşembe Söyleşileri”ne katılan Devlet Bakanı Faruk Çelik, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve bakanlığının yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Türkiye’de yoğun ve sıcak bir gündemin yaşandığını ve son dakika haberlerinin yoğunluk kazandığını belirten Çelik, vatandaşların son dakika haberlerinden yorulduğunu söyledi. ”Demokratik, gelişmiş ve kalkınmış bir ülkede veya birinci lig ülkesinde olmaması gereken haberleri izlemekten vatandaşlara gına geldiğini biliyoruz” diyen Çelik, ‘’son dönemlerde hukuk sahasında meydana gelen ihtilaf ve tartışmaların önemli olduğunu, bunun dış kamuoyunun da dikkatini çektiğini” ifade etti. Yurt dışında yaptığı ziyaretler sırasında görüştüğü kişilerin kendisine ”Türkiye’de ne oluyor, ne olacak?” şeklinde sorular yönelttiğini belirten Bakan Çelik, şunları kaydetti:

”Türkiye’de güzel şeyler olacak, güzel şeyler oluyor aslında. Türkiye şeffaflaşıyor, Türkiye netleşiyor, Türkiye normalleşiyor ve inanıyorum ki önümüzdeki süreçte hızlı bir şekilde tartışılan konular gündemimizden kalkacak ve konuşulması gereken konular Türkiye’de konuşulmaya başlanacak. Türkiye’nin kalkınmasına ve gelişmesine endekslenen, enerjisini buraya harcayan bir Türkiye, birikimine birikim katan bir Türkiye noktasına doğru hızlı bir geçiş gerçekleştireceğiz. Bundan hiç şüphemiz ve tereddütümüz yok.

Zorlukların bilinciyle siyasette bulunduk. Önemli zorluklar aşıldı. Önümüzde demokrasi ve demokrasi kültürümüz açısından sıkıntı oluşturan konuları da aşacağımıza inanıyoruz. Bu konuda atılması gereken adımları, çatışmalara fırsat vermeden, herkesin gerçeği görebilmesi için gerekli gayreti göstererek belli bir düzeye Türkiye’yi taşıyacağımız inancı içerisindeyiz.”

Türkiye’de bazı gariplikler olduğunu, özellikle üst düzey yargıda ve yüksek mahkemelerde yaşanan hadiselerin ‘’son dönemlerde Türkiye’de ne oluyor?” sorularını sordurduğunu ifade eden Bakan Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Bence kırılma noktası 367 ile oldu Türkiye’de. 367 kararı, yani 367 nedir? ‘Meclisteki milletvekili sayısı 367′yi bulmadan cumhurbaşkanlığı seçimi yapamazsınız’ diyor. Yani toplantı yeter sayısı 367 olacak ki cumhurbaşkanlığı seçimine geçebilesiniz. Anayasa’da var mı? Yok. Yasada var mı? Yok. Nerede var? Bir yerde yok ama ‘bu olacak’ diye yüksek mahkeme ve Anayasa Mahkemesi karar verince… Peki bu, millet adına bir karar mıdır? Millet adına bir karar ise 22 Temmuzda seçime gitsin. Millet dedi ki ‘yüzde 47′. Hiç beklemediğimiz bir oyu millet verdi. Yüzde 34′ten başlayan bir siyasi hareket yüzde 47′lerde oy alıyor. Demek ki millet adına bir karar değil. Milletin çok ciddi bir tepkisi oldu. Oysa yargı Anayasa’daki hükmü gereği millet adına karar verecekti. Şimdi, bu kırılma noktası ile kalınsaydı iyi. Çünkü arkasından seçim geldi. Milli irade tecelli etti. O halde herkesin kendi sınırları içerisine çekilmesi kendi sınırları içerisinde kalması gerekirdi. Fakat daha sonra özellikle özelleştirmelerle ilgili olan kararlar ve katsayı ile ilgili alınan, yönetime göre değişen kararlar ve son olarak da bir şehir içindeki ulaşımın fiyatını belirlemek konusunda ’sen 2003 yılı fiyatıyla insanları taşılacaksın bir semtten bir semte’ gibi kararlar doğrusu çok ciddi sorunları da beraberinde getiriyor. Hangi sorunu beraberinde getiriyor? ‘İdarenin yerinde idare değil, idarenin yerinde yargı olarak ben varım. İdarenin yapması gereken faaliyetleri ben yaparım’ anlayışının ‘kimin kimi kuşattığını’ ortaya koyması açısından çok önemli olduğu düşüncesi ve inancındayım. Yani ezbere, birileri bunları kuşatıyor. Yasama, yürütme şöyle şöyle yapıyor demek ayrı bir şeydir, bunları delillendirmek ve örnekleriyle ortaya koymak ayrı bir şeydir. Kim kimi kuşatıyor kim kimin alanını daraltıyor çok net bir şekilde görmek mümkün diye düşünüyorum.

AK Parti iktidarı tarafından ve siyasi irade açısından bu bakış açılarının sağlıklı ve doğru olmadığı inancındayım. Hiç kimse ile çatışmadan, çatışma ortamını oluşturmadan diyoruz ki ‘herkes kendi alanına çekilsin’. Yasamanın, yürütmenin, yargının farklı erkler olarak bir sac ayağı gibi vazgeçilmez bu üç gücün kendi alanında ülkeye, millete hizmet konusunda büyük bir gayret, çaba ve yarış içerisinde olması gerekirken, bu üçlünün sanki birbirinin rakibiymiş gibi birbirinin alanında bulunmaları… İşte o zaman sistemin açmazları ve sıkıntılarını beraberinde getiriyor. Ben bunların da bir ümitsizlik yaratmaması düşüncesindeyim.”

Bakan Çelik, uzun yıllar boyunca gördüğü şeyin hep çatışma olduğunu belirterek, ”Gençliğimizde sağ-sol vardı, arkasından terör olayları başladı. Bir şey bitince bir başka şey başlıyor. Bu çatışmacı anlayışın ortadan kalkması gerekiyor” dedi. Çatışmadan çok farklı unsur ve siyasi yapıların beslendiğini belirten Çelik, çatışma anlayışı bittiğinde gerçek hizmet ekipleri ile projesi olanların ortada olacağını, hizmet etme değil, varlığını sürdürmeye dönük çabaları olanların ise ortadan kalkacağını söyledi.

Salı günü yapılan grup toplantılarını artık vatandaşın izlemediğini öne süren Bakan Çelik konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Yalnız çatışma, yalnız kavga, atışmadan ibaret bir siyaset… Bir kere deyin ki ‘iktidar olarak şu projelerin mahsurları şu şekilde ortaya çıkmıştır. Bunun doğrusu şudur. Ey millet bu doğruyu sizinle paylaşıyorum. Bu yanlıştan iktidar vazgeçin’ diye söyleyin. O günkü aktüel konu ne? O aktüel konu çerçevesindeki dedikodudan ibaret konuşmalardan milletimize gına geldi. İnanıyoruz ki ana sorun muhalefet sorunudur. Türkiye’de nitelikli bir muhalefetin olmayışı bir anlamda bizim için bir artı oluştururken bir anlamda da eksi oluşturduğunu ifade ederim. Nedir eksi iktidar için; muhalefet iktidarı daha doğruları araştırmaya, çok çalışmaya sevk edecek bir yapıda olur ise yani üretken bir yapıda olur ise iktidar mevcutla yetinmez. Ama muhalefet zayıf düşünce iktidarda rehavet söz konusu olabilir. İktidar der ki ‘nasıl olsa ikisini toplasanız birinci parti etmiyor. Ama her an iktidara aday bir muhalefet iktidar için iyi bir kamçıdır. Dolayısıyla vatandaşımızın kazanımı açısından son derece isabetli ve yerinde bir tablodur.”

Türkiye’nin 8 yılda birçok reformu gerçekleştirdiğini belirten Çelik, Türkiye’nin kronikleşen sorunlarını çözmek için çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti. Bakanlık olarak yaptıkları çalışmalar hakkında da söyleşiye katılanlara bilgi veren Bakan Çelik, Alevi vatandaşların sorunlarını çözmek için ”Alevi açılımı” yaptıklarını, düzenledikleri çalıştaylar sonucunda ilk kez Alevilerin devletle ve kendi içlerinde bir araya geldiğini kaydetti. Yapılan çalışmalarla devlet hafızasının yenilendiğini ve Alevi vatandaşların sorun ve taleplerinin yer aldığı 7 ciltlik bir çalışmanın ortaya konulduğunu ifade eden Bakan Çelik, çalıştaylarda çıkan çözüm noktaları konusunda çalışmalara başladıklarını anlattı.

Roman vatandaşların sorununu da çözmek için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı bir toplantı düzenleyeceklerini söyleyen Bakan Çelik, iskan kanunundaki ayrımcılığı ortadan kaldıracaklarını ve Roman kadınların eğitimi ile ilgili çalışma yapacaklarını söyledi.
Diyanet İşleri Başkanlığının, teşkilat yasasına kavuşması için yasal düzenlemeyi bitirdiklerini ve bu hafta yasa tasarısını TBMM’ye göndereceklerini belirten Bakan Çelik, Meclis tatile girmeden yasayı çıkartacaklarını kaydetti.

Yurt dışında yaşayan çok sayıda Türk bulunduğunu söyleyen Bakan Çelik, yurt dışında yaşayan Türklerin sorunlarını çözmek için kurulacak kurumun adının bugün ”Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı” olarak belirlendiğini kaydetti. 150 kişilik kurumun merkezinin Ankara’da bulunacağını belirten Bakan Çelik, söz konusu kurumda 1 başkan 3 başkan yardımcısı ile 6 daire başkanı ve ona bağlı ülke masalarının bulunacağını söyledi. Çelik, masalarda çalışacak uzmanların, sorumlu oldukları ülkede yaşayan Türkler ile ilgili her şeyi bileceğini söyledi.

Kurulacak başkanlık ile Türkiye’nin dış politika da daha aktif hale geleceğini ifade eden Bakan Çelik, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) aracılığıyla yurt dışına yapılan yatırımların da devam ettiğini belirtti. Türkiye’nin kalkınma yatırımlarına 700 milyon dolarlık kaynak ayırdığını söyleyen Bakan Çelik, bunun 150 milyon dolarının TİKA tarafından kullanıldığını, Orta Doğu’da, Balkanlar ve Afrika’daki 30 ülkede yatırımların yapıldığını kaydetti.



Roman mahallesine bir öğretmen gelirse..

0 Yorum

Yazılma tarihi : Mart 11, 2010 Kim Yazdı :

“Yolunu seçmek zordur. Yolunda kalmaksa daha zor.” FKM Tiyatrosu’nun iki yıl aradan sonra sahnelediği yeni oyunu ‘Yolun Açık Olsun’da geçiyor bu ifadeler.

Başarılı bir gencin ideallerini göz önünde bulundurarak yaptığı seçimi anlatan ‘Yolun Açık Olsun’; Tuna Boyu, Hırsız, Hacata, O’nu Beklerken’de olduğu gibi FKM Tiyatrosu’nun ‘kendi kültür dünyamız’ anlayışıyla örtüşüyor. Galası geçtiğimiz cumartesi günü Çemberlitaş’taki Fırat Kültür Merkezi’nde (FKM) gerçekleştirilen oyun, ilk gösteriminde izleyicinin beğenisini kazandı.

Ramiz Çetintürk, Erdem Baki ve M. Alp Arslan’ın yazıp Necati Şahin’in yönettiği ‘Yolun Açık Olsun’un oyuncu kadrosunda Göker Murat, Tuba Salgın, Erkan Fırat, Nurdan Albamya, Yusuf Düzenli, Özlem Sarıçamlık ve Emrah Koç gibi genç oyuncular yer alıyor. Oyun mizahi yönünü geleneksel tiyatronun güldürü unsurlarından alıyor. İzleyici oyunda sürpriz bir şekilde gölge oyunu ile de karşılaşıyor. ‘Yolun Açık Olsun’un bir başka dikkat çekici yönü ise canlı müzik performansı. Oyuncular bunun için darbuka ve klarnet dersi almış. Yönetmen Necati Şahin’in ‘çeşnili bir oyun’ diye özetlediği ‘Yolun Açık Olsun’, hem güldürüyor hem de insanı hayat ve idealler üzerinde düşündürüyor. Şahin, “Oyun, epik tiyatronun göstergelerini taşıyor. Dramatik devamlılığı önemseyip seyirciyi kahkahaya ya da gözyaşına boğarak bütün yetkisini oradan almıyor.” diyor. FKM Genel Müdürü Ahmet Servet Aktosun ise yeni bir oyun için iki yıl bekllemelerinin nedenini şöyle açıklıyor: “FKM Tiyatrosu’nun var olan çizgisini bozmadan üzerine bir şeyler koymak istedik. Yolun Açık Olsun, kendisini izlettirmeyi başarırken ‘kendi dünyamız’dan da mesajlar içeriyor.”

‘Yolun Açık Olsun’, üniverstede başarılı bir öğrenci olan Hakan’ın, yaptığı tercihlerle değişen hayatını konu ediniyor. Hakan, ABD’de nişanlısıyla eğitimlerine devam edecekleri bir gelecek hayal etmektedir. Ancak, sürprizler onu başka yerlere götürür. Bir seçim yapması gerektiğinde ise hayallerini ve nişanlısını terk ederek bir dershanede öğretmenliğe başlar. Maaşı geçimine yetmediği için Roman mahallesine yerleşmek zorunda kalır. Bu gürültülü, bir o kadar da neşeli mahallede yeni bir hayata adım atmıştır. ‘Yolun Açık Olsun’, bu ay içinde 20 ve 27 Mart’ta FKM’de izlenebilecek. (0212 517 46 97) ZAMAN



‘Doğruysa olağanüstü önemli olaydır’

0 Yorum

Yazılma tarihi : Mart 11, 2010 Kim Yazdı :

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ”Gerçekten Genelkurmayda böyle bir eylem planı, (irticayla mücadele eylem planı) yani sabotajları, hukuk dışı tertipleri ön gören, amacı da meşru hükümeti yıkmak olan bir eylem planının resmen hazırlandığı ortaya çıkarsa bu olağanüstü önemli bir olaydır” dedi.

Baykal, CNN Türk’teki ”Ankara Kulisi” programına katılarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

”Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, Albay Dursun Çiçek’in hazırladığı iddia edilen belgedeki imzanın kendisine ait olduğunu söylediği veya onun tarafından yapıldığını kabul ettiği gibi bir beyanınız oldu, bu sizin bir bilginize mi dayanıyor yoksa bir yorum mu?” sorusuna Baykal, ”Bunun gerçekçi bir yorum olduğundan kuşku duymuyorum. Çünkü askeri savcılığın yaptığı değerlendirmeler, Dursun Çiçek’le ilgili tutuklama talebi de bir veri olarak ortada” yanıtını verdi.

Konuyla ilgili savcılığın tutuklama talebini askeri mahkemenin geri çevirdiğini, sorunun da buradan kaynaklandığını ifade eden Baykal, şunları kaydetti:

”İrticayla mücadele eylem planı olarak nitelenen ve birbiri ardına son zamanlarda ortaya atılan büyük iddiaların bir anlamda temelini oluşturan ana iddia, hem Genelkurmayın içinde hazırlanmış olması, hem Hükümete ve irticaya karşı bir eylem planını öngörüyor olması, kapsamlı ayrıntılı bir plan olması, sonra bu planın ‘fotokopiydi, orijinaldi’ tartışmasına, orijinal iddiasıyla dört buçuk ay sonra yeni bir belgenin, ‘içeriden tanıklık yapmaya da hazırım’ diyen birisinin mektuba koyup İstanbul’a savcılığa göndermesiyle ortaya çıkması, bütün dikkatleri bu olaya çekti. Bu olay büyük bir olaydır. Gerçekten, Genelkurmayda böyle bir eylem planı yani sabotajları, hukuk dışı tertipleri ön gören, amacı da meşru hükümeti yıkmak olan bir eylem planının resmen hazırlandığı ortaya çıkarsa bu olağanüstü önemli bir olaydır.”

Belgenin gerçek olup olmadığıyla ilgili bir sürecin yaşandığını ve bunun çeşitli aşamalardan geçtiğini anlatan Baykal, ”Ne incelendi? Kimler inceledi. İnceleme sonucunda varılan kanaat nedir? Ve o kanaat gerçeği ortaya koyma bakımından ne derece önemlidir? Bu bir bilim” dedi.

”Adli Tıp zaten güvenmezlik içeriyordu ama Jandarma kriminal raporu da yetersiz olabilir. Çünkü bu siyasi pazarlıkla ayarlanmıştır, bunu mu diyorsunuz?” sorusuna Baykal, şu cevabı verdi:

”Buradaki bütün mesele şu grafolojik incelemeyle matematiksel gerçeği ortaya koymak kolayca mümkün değildir. İmza incelemesi ile yazı incelemesinde, ‘evet, bu bunundur’ diye matematiksel bir kesinlikle hüküm vermek mümkün değildir. Matematiksel kesinlikte hüküm vermeye yardımcı olacak yöntem parmak izidir. İmza benzetilebilir, nitekim orada ‘aynısı’ denilmiyor. ‘Benzer olduğu’ falan ‘kanaatine varılmıştır’ diyor. Hep esnek ifadeler. Matematiksellik yok. Burada matematiksel kesinlikle bize yardımcı olabilecek yöntem parmak izi incelemesidir. İmza sahibi olduğu iddia edilen kişi diyor ki ‘Bu benim imzaladığım bir kağıt değildir, bu benim imzam değildir. Eğer bunu ben imzaladıysam o kağıdın üzerinde benim parmak izim olması lazım.’ Kendilerine tut diye verdikleri zaman tutmuyor, eldivenle tutuyor.

Hala bu inceleme ne İstanbul’da Adli Tıpta ne de Ankara’da jandarmada yapılmıştır. Umut ediyorum önümüzdeki günlerde yapılacaktır. Buraya geldikten sonra bunun yapılmamasını anlayışla karşılamak mümkün değildir. Nitekim İstanbul’daki mahkemede yani Ergenekon davasına bakan sivil hakimlerin bulunduğu mahkemede jandarma raporuna ve askeri savcılığın talebine rağmen Ankara’daki Askeri mahkemedeki hakimler de ‘olmaz kardeşim, bunu söyleyemezsiniz’ dedi. Mahkeme şu anda bunun geçerli olduğu kanaatine varabilmiş değildir.”

”Tereddüt varsa niye bakmıyorsunuz şu parmak izine? Niye bakmıyorsunuz mürekkep yaşına? Siz Hammurabi belgesindeki yazının yaşını çıkarmayı başarıyorsunuz da şu Genelkurmayda hazırlandığı iddia edilen kağıttan belgenin yaşını çıkaramıyor musunuz?” diyen Baykal, olayla ilgili kendi vicdanının tatmin olmadığını söyledi.

Baykal, şunları söyledi:

”Bu noktada eğer silahlı kuvvetlerin komuta kademelerinden birileri ‘evet anlaşılıyor bu yapmış’ diyorsa bu kanaati temellendirmek durumundadır. Mahkeme nezdinde bu temellendirilmiş değildir. Belki umut ediyorum bir süre sonra diyecektir ki ‘yapmış kardeşim işte parmak izleri de var’. Bu çıkmadan niye böyle bir kabule silahlı kuvvetler gitti? Sorguladığım nokta bu. Ben tatmin olmamışım. Resmi açıklama yapıldığı zaman böyle hassas bir konuda, bütün medya, herkes ‘kabul etti silahlı kuvvetler’ diyor. Öyle yorumlanacağı biliniyor mu, niye böyle yorumlanacak bir açıklama yapılıyor? Mahkemede yürüyen bir süreç var. Bu süreci beklemeden bu angajman kamuoyuna neden yapılıyor. Çankaya da bu kabul ifade ediliyor mu, edilmiyor mu? Ediliyorsa niye ediliyor? Çankaya bunun konuşulacağı zemin mi?

Bizim daha olgunlaşmamış, konunun yeterince aydınlatılamadığı bu noktada Dursun Çiçek’ın bu işin içinde olduğu izlenimini verecek bir kabulü, bir kurumsal kabulün, ifadenin ortaya çıkması sorgulanması gereken bir konudur.”

Baykal, 1. Ordu Komutanlığında 2003 yılında yapıldığı söylenen tatbikatla ilgili bir binbaşının bilirkişi raporunu kamuoyunun bilgisine sunduğunu ve bu raporun açıklanmasının çok önemli olduğunu belirterek, ”Yani silahlı kuvvetlerin kendisinin 2003′teki bu olayla ilgili bir sorumluluk paylaştırma gayreti içine girmiş olduğunu, bu bilirkişi raporu için de söylüyorum ortaya çıkmış olması çok düşündürücüdür. Suç var mı yok mu bunu bilmiyoruz, inceleyip görürler. Fakat ‘bilinsin ki bir yetki tecavüzü var burada’ denilmiş olmasını ben bir kurumsal zafiyet olarak tespit ediyorum” dedi.

Deniz Baykal, şöyle devam etti:

”Çiçek’in sorumluluğuyla ilgili kabul yönündeki açıklama askeri savcılığın değerlendirmesi, hem de bilirkişi raporu ile 1. Ordudaki tatbikat hakkındaki değerlendirme, bu kabullerin, ordu komutanlarının, kuvvet komutanlarının ve Genelkurmay 2. Başkanı’nın tahliyesiyle eş zamanlı gerçekleşmiş olması dikkat çekici.
Bütün bunların tümünün Çankaya’daki zirvenin ve arkasından kutlama yemeğinin ertesinde saatlerle ölçülecek bir zaman diliminde cereyan etmiş olması, üzerinde durulması gereken bir noktadır. Türkiye’de hukukun, siyasetle, güçle ilişkisi konusunda çok ibret verici örnekleri yaşamakta olduğumuzu görüyorum. Daha önce de gördük. Çeşitli vesilelerle gördük. Ergenekon’da da gördük. Bu süreçte de görüyoruz. Artık Türkiye’de bağımsız bir yargının bu tip hassas konularda kendi sorumluluğunu üstlenerek kamuoyunu tatmin edici güven verici bir çalışmayla, hükümler verdiği inancı çok ciddi şekilde sarsılmıştır.”



‘Doğrulanırsa olağanüstü önemli bir olaydır’

0 Yorum

Yazılma tarihi : Mart 11, 2010 Kim Yazdı :

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ”Gerçekten Genelkurmayda böyle bir eylem planı, (irticayla mücadele eylem planı) yani sabotajları, hukuk dışı tertipleri ön gören, amacı da meşru hükümeti yıkmak olan bir eylem planının resmen hazırlandığı ortaya çıkarsa bu olağanüstü önemli bir olaydır” dedi.

Baykal, CNN Türk’teki ”Ankara Kulisi” programına katılarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

”Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, Albay Dursun Çiçek’in hazırladığı iddia edilen belgedeki imzanın kendisine ait olduğunu söylediği veya onun tarafından yapıldığını kabul ettiği gibi bir beyanınız oldu, bu sizin bir bilginize mi dayanıyor yoksa bir yorum mu?” sorusuna Baykal, ”Bunun gerçekçi bir yorum olduğundan kuşku duymuyorum. Çünkü askeri savcılığın yaptığı değerlendirmeler, Dursun Çiçek’le ilgili tutuklama talebi de bir veri olarak ortada” yanıtını verdi.

Konuyla ilgili savcılığın tutuklama talebini askeri mahkemenin geri çevirdiğini, sorunun da buradan kaynaklandığını ifade eden Baykal, şunları kaydetti:

”İrticayla mücadele eylem planı olarak nitelenen ve birbiri ardına son zamanlarda ortaya atılan büyük iddiaların bir anlamda temelini oluşturan ana iddia, hem Genelkurmayın içinde hazırlanmış olması, hem Hükümete ve irticaya karşı bir eylem planını öngörüyor olması, kapsamlı ayrıntılı bir plan olması, sonra bu planın ‘fotokopiydi, orijinaldi’ tartışmasına, orijinal iddiasıyla dört buçuk ay sonra yeni bir belgenin, ‘içeriden tanıklık yapmaya da hazırım’ diyen birisinin mektuba koyup İstanbul’a savcılığa göndermesiyle ortaya çıkması, bütün dikkatleri bu olaya çekti. Bu olay büyük bir olaydır. Gerçekten, Genelkurmayda böyle bir eylem planı yani sabotajları, hukuk dışı tertipleri ön gören, amacı da meşru hükümeti yıkmak olan bir eylem planının resmen hazırlandığı ortaya çıkarsa bu olağanüstü önemli bir olaydır.”

Belgenin gerçek olup olmadığıyla ilgili bir sürecin yaşandığını ve bunun çeşitli aşamalardan geçtiğini anlatan Baykal, ”Ne incelendi? Kimler inceledi. İnceleme sonucunda varılan kanaat nedir? Ve o kanaat gerçeği ortaya koyma bakımından ne derece önemlidir? Bu bir bilim” dedi.

”Adli Tıp zaten güvenmezlik içeriyordu ama Jandarma kriminal raporu da yetersiz olabilir. Çünkü bu siyasi pazarlıkla ayarlanmıştır, bunu mu diyorsunuz?” sorusuna Baykal, şu cevabı verdi:

”Buradaki bütün mesele şu grafolojik incelemeyle matematiksel gerçeği ortaya koymak kolayca mümkün değildir. İmza incelemesi ile yazı incelemesinde, ‘evet, bu bunundur’ diye matematiksel bir kesinlikle hüküm vermek mümkün değildir. Matematiksel kesinlikte hüküm vermeye yardımcı olacak yöntem parmak izidir. İmza benzetilebilir, nitekim orada ‘aynısı’ denilmiyor. ‘Benzer olduğu’ falan ‘kanaatine varılmıştır’ diyor. Hep esnek ifadeler. Matematiksellik yok. Burada matematiksel kesinlikle bize yardımcı olabilecek yöntem parmak izi incelemesidir. İmza sahibi olduğu iddia edilen kişi diyor ki ‘Bu benim imzaladığım bir kağıt değildir, bu benim imzam değildir. Eğer bunu ben imzaladıysam o kağıdın üzerinde benim parmak izim olması lazım.’ Kendilerine tut diye verdikleri zaman tutmuyor, eldivenle tutuyor.

Hala bu inceleme ne İstanbul’da Adli Tıpta ne de Ankara’da jandarmada yapılmıştır. Umut ediyorum önümüzdeki günlerde yapılacaktır. Buraya geldikten sonra bunun yapılmamasını anlayışla karşılamak mümkün değildir. Nitekim İstanbul’daki mahkemede yani Ergenekon davasına bakan sivil hakimlerin bulunduğu mahkemede jandarma raporuna ve askeri savcılığın talebine rağmen Ankara’daki Askeri mahkemedeki hakimler de ‘olmaz kardeşim, bunu söyleyemezsiniz’ dedi. Mahkeme şu anda bunun geçerli olduğu kanaatine varabilmiş değildir.”

”Tereddüt varsa niye bakmıyorsunuz şu parmak izine? Niye bakmıyorsunuz mürekkep yaşına? Siz Hammurabi belgesindeki yazının yaşını çıkarmayı başarıyorsunuz da şu Genelkurmayda hazırlandığı iddia edilen kağıttan belgenin yaşını çıkaramıyor musunuz?” diyen Baykal, olayla ilgili kendi vicdanının tatmin olmadığını söyledi.

Baykal, şunları söyledi:

”Bu noktada eğer silahlı kuvvetlerin komuta kademelerinden birileri ‘evet anlaşılıyor bu yapmış’ diyorsa bu kanaati temellendirmek durumundadır. Mahkeme nezdinde bu temellendirilmiş değildir. Belki umut ediyorum bir süre sonra diyecektir ki ‘yapmış kardeşim işte parmak izleri de var’. Bu çıkmadan niye böyle bir kabule silahlı kuvvetler gitti? Sorguladığım nokta bu. Ben tatmin olmamışım. Resmi açıklama yapıldığı zaman böyle hassas bir konuda, bütün medya, herkes ‘kabul etti silahlı kuvvetler’ diyor. Öyle yorumlanacağı biliniyor mu, niye böyle yorumlanacak bir açıklama yapılıyor? Mahkemede yürüyen bir süreç var. Bu süreci beklemeden bu angajman kamuoyuna neden yapılıyor. Çankaya da bu kabul ifade ediliyor mu, edilmiyor mu? Ediliyorsa niye ediliyor? Çankaya bunun konuşulacağı zemin mi?

Bizim daha olgunlaşmamış, konunun yeterince aydınlatılamadığı bu noktada Dursun Çiçek’ın bu işin içinde olduğu izlenimini verecek bir kabulü, bir kurumsal kabulün, ifadenin ortaya çıkması sorgulanması gereken bir konudur.”

Baykal, 1. Ordu Komutanlığında 2003 yılında yapıldığı söylenen tatbikatla ilgili bir binbaşının bilirkişi raporunu kamuoyunun bilgisine sunduğunu ve bu raporun açıklanmasının çok önemli olduğunu belirterek, ”Yani silahlı kuvvetlerin kendisinin 2003′teki bu olayla ilgili bir sorumluluk paylaştırma gayreti içine girmiş olduğunu, bu bilirkişi raporu için de söylüyorum ortaya çıkmış olması çok düşündürücüdür. Suç var mı yok mu bunu bilmiyoruz, inceleyip görürler. Fakat ‘bilinsin ki bir yetki tecavüzü var burada’ denilmiş olmasını ben bir kurumsal zafiyet olarak tespit ediyorum” dedi.

Deniz Baykal, şöyle devam etti:

”Çiçek’in sorumluluğuyla ilgili kabul yönündeki açıklama askeri savcılığın değerlendirmesi, hem de bilirkişi raporu ile 1. Ordudaki tatbikat hakkındaki değerlendirme, bu kabullerin, ordu komutanlarının, kuvvet komutanlarının ve Genelkurmay 2. Başkanı’nın tahliyesiyle eş zamanlı gerçekleşmiş olması dikkat çekici.
Bütün bunların tümünün Çankaya’daki zirvenin ve arkasından kutlama yemeğinin ertesinde saatlerle ölçülecek bir zaman diliminde cereyan etmiş olması, üzerinde durulması gereken bir noktadır. Türkiye’de hukukun, siyasetle, güçle ilişkisi konusunda çok ibret verici örnekleri yaşamakta olduğumuzu görüyorum. Daha önce de gördük. Çeşitli vesilelerle gördük. Ergenekon’da da gördük. Bu süreçte de görüyoruz. Artık Türkiye’de bağımsız bir yargının bu tip hassas konularda kendi sorumluluğunu üstlenerek kamuoyunu tatmin edici güven verici bir çalışmayla, hükümler verdiği inancı çok ciddi şekilde sarsılmıştır.”



Karara ilk tepkiler

0 Yorum

Yazılma tarihi : Mart 11, 2010 Kim Yazdı :

AK Parti, CHP ve MHP grup başkanvekilleri, İsveç Parlamentosunda, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının tanınmasını öngören karar tasarısının kabul edilmesini kınadı.

TBMM Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında söz isteyen MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, kararı şiddet ve nefretle kınadıklarını söyledi.

Soykırımın bir insanlık suçu olduğunu, böyle bir suçun Türk milletine yakıştırılamayacağını vurgulayan Şandır, “Meclis olarak ortak bir tepki koymalıyız. Hükümet Meclise bilgi vermeli, genel görüşme açılmalı. Alacağımız kararı dünyaya ilan etmeliyiz” dedi.

Şandır, Türk milletinin onurunun korunmasının herkesin görevi olduğunu, ancak bu görevi öncelikle Hükümetin üstlenmesi gerektiğini söyledi.

Mehmet Şandır ayrıca, Hükümeti, dış politikasını tekrar gözden geçirmeye davet etti.

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol da hiç bir ülkenin, özellikle de İsveç’in Türkiye’yi kınamaya hakkının olmadığını söyledi. İsveç’in, 2. Dünya Savaşı’nda komşusu Norveç’in işgali için Hitler ordusuna koridor açtığını belirten Anadol, İsveç’in böylece bir soykırıma dolaylı yoldan ortak olduğunu ifade etti.

ABD ve İsveç’ten sonra, bu yöndeki kararların arkasının gelebileceğine dikkati çeken Anadol, CHP olarak, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokolün Meclis gündeminden çekilmesi çağrısında bulunduklarını söyledi. Anadol, kararı kınadıklarını belirtti.

AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, kararı lanetlediklerini ifade etti.

Canikli, böyle bir kararı Türk milletinin hak etmediğini, Türkiye’nin, insanlık suçu konusunda en temiz sayfaya sahip ülkelerden biri olduğunu vurguladı.

Hükümet olarak, 1915 olaylarına ilişkin gerçeğin ortaya çıkması için cesur adımlar attıklarını, ancak kendilerine güvenemeyenlerin böyle bir adım atamadığını anlatan Canikli, “Gerçeği öğrenmek istiyorsanız, bilim adamları araştırsın ve ortaya çıkarsın. Bunlar siyasi kararlardır. Hukuki, ahlaki ve bilimsel gerçekliği yoktur” dedi.

Canikli, söz konusu kararla ilgili gereken onurlu adımların atılacağını kaydetti.

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan da ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin Ermeni iddialarının tanınmasına ilişkin tasarıyı kabul etmesinin ardından konuyla ilgili değerlendirmede bulunması için Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu Pazartesi günü için komisyona davet ettiklerini bildirdi.

İsveç Parlamentosunun aldığı kararın da şimdi gündeme geldiğini belirten Mercan, “Pazartesi günü konu enine boyuna tartışılacak ve Parlamento bilgilendirilecektir” dedi.



Roman mahallesine bir retmen gelirse..

0 Yorum

Yazılma tarihi : Mart 11, 2010 Kim Yazdı : admin

“Yolunu semek zordur. Yolunda kalmaksa daha zor.” FKM Tiyatrosu’nun iki yl aradan sonra sahneledii yeni oyunu ‘Yolun Ak Olsun’da geiyor bu ifadeler. Baarl bir gencin ideallerini gz nnde bulundurarak yapt seimi anlatan ‘Yolun Ak Olsun’; Tuna Boyu, Hrsz, Hacata, O’nu Beklerken’de olduu gibi FKM Tiyatrosu’nun ‘kendi kltr dnyamz’ anlayyla rtyor

See more here:
Roman mahallesine bir retmen gelirse..



Abdullah Gül’den ilk tepki

0 Yorum

Yazılma tarihi : Mart 11, 2010 Kim Yazdı :

Abdullah Gül: Sorsanız konuyla ilgili 3 kelime konuşamazlar, büyütülecek konu değil.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İsveç Parlamentosu’nda Ermeni tasarısının kabul edilmesiyle ilgili, ”Bu kararların nasıl alındığını biz çok iyi biliriz. Bizim nezdimizde hiçbir itibarı yok” dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, Davraz Kayak Merkezi’nde kaldığı otelde, iş adamlarıyla bir araya geldiği yemeğin çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin, ”İsveç Parlamentosunda Ermeni iddialarını içeren tasarı bir oy farkla kabul edildi, nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine Gül, ”Bu kararların nasıl alındığını biz çok iyi biliriz. Bizim nezdimizde hiçbir itibarı yok” dedi.

Bu oylamayı yapanların, bu kararı alanların tarihçi olmadığına dikkati çeken Gül, şöyle konuştu:

”Geçen Amerikan Kongresiyle ilgili söylediklerimi burada da tekrarlamak isterim. Sorsanız 3 kelime konuşamazlar. Esasen çok küçük motivasyonlarla hareket eden insanlar. Tarihe yaptıkları saygısızlık açısından üzüntü verici. Hiçbir itibarı yok. Bunları da çok büyütmeyin açıkçası. Çok fazla büyütülecek bir konu da değil. Çünkü itibar etmediğimiz konuları da büyütmememiz gerekir.”

Bir başka gazetecinin, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın Türkiye ile imzalanan protokollere ilişkin açıklamasını anımsatarak, ”Kasıtlı olarak olumsuz tavır almaya çalıştıklarını düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine Gül, ”Onlar ayrı şeyler, bakarız onlara” dedi.



Bu belirtiler sizde de varsa…

0 Yorum

Yazılma tarihi : Mart 11, 2010 Kim Yazdı :

Bu belirtileri bulunan kişiler ihmal etmeden iç hastalıkları uzmanına muayene olmalı…

Burç FM’de Cengiz Tan’ın hazırlayıp sunduğu Önce Sağlık programına konuk olan Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Servisi Klinik Şefi Doç. Dr. Mesut Başak günümüzde kanserin en önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu söyledi.

Kanseri anormal hücrelerin kontrolsüz çoğalması ve yayılması olarak tanımlayan Doç. Dr. Mesut Başak ‘tedavi edilmediği takdirde, bu hastalık öldürücüdür’ dedi.

Kilo kaybı, yorgunluk, halsizlik

Gece terlemeleri

Dışkılama ve idrar alışkanlıklarında değişiklikler

Uzun süredir iyileşmeyen yaralar

Beklenmeyen kanama ve akıntılar

Meme ve başka organlarda ele gelen şişlikler

Yutma güçlüğü, hazımsızlık

Siğil ve benlerde değişiklik

Geçmeyen öksürük ve ses kısıklığı

Denge ve görme bozukluğu

Erken teşhiş ve tedavinin hayat kurtardığını anlatan Doç.Dr. Mesut Başak ”yukarıdaki bulgular her zaman kanser demek değildir, bu belirtileri bulunan kişiler ihmal etmeden iç hastalıkları uzmanına muayene olmalı” dedi. Kanser sebeplerinden biri de fast- food ve hazır gıda tüketiminin artması olduğuna dikkat çeken Doç.Dr. Başak, kanserden kaçınmak için,dengeli beslenmenin şart olduğunu ifade etti.

Sigara ve alkol kullanımından dolayı oluşan kanserler bulunduğunu söyleyen Doç.Dr. Mesut Başak ”bu maddeler tamamen bırakılırsa kanser olma riski azalır” dedi.

Doç.Dr. Mesut Başak ”Check-up yaptırmak kanser’i erken teşhis etmek için son derece önemli. Bu yüzden ‘40 yaş öncesi her insan iki yılda bir, 40 yaş sonrası ve ailesinde kanser olanlar ise her yıl check-up yaptırmalı” dedi.

PROGRAMIN TAMAMINI burcfm.com.tr internet adresinden DİNLEYEBİLİRSİNİZ.



CHP’li vekilden Nevruz teklifi

0 Yorum

Yazılma tarihi : Mart 11, 2010 Kim Yazdı :

CHP Adıyaman Milletvekili Şevket Köse, 21 Mart’ın, tatil ilan edilerek, Nevruz Bayramı olarak kutlanmasını istedi.

Köse’nin, TBMM Başkanlığına sunduğu kanun teklifi, Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda değişiklik yapıyor.
Teklif, tatil günleri olan 1 Ocak ve 1 Mayıs’a, 21 Mart’ı da ekliyor. Teklife göre, 21 Mart günü Nevruz Bayramı tatili olacak.
Teklifin gerekçesinde, ?yeni gün? anlamına gelen Nevruz’un, Asya’nın bir ucundan Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada doğanın dirilişi, baharın gelişi olarak bayram havasında kutlandığı ifade edildi.

Nevruz’un binlerce yıldır kutlanan bir bayram olduğu, kuzey yarım kürede yaşayan hemen hemen her ulustan, etnik kökenden topluluklar için özel bir anlam taşıdığı belirtildi.

Gerekçede, Nevruz’un, çeşitli din ve mezhepler için de özel anlama sahip bir bayram olduğu ifade edilerek, ?Nevruz, ülkemiz ve dünya insanlığı için önemli bir gündür. Her bayram gibi Nevruz Bayramı da iyiliğin, güzelliğin ve umudun tekrar dirildiği ve çoğaldığı gündür. Yeniden umutlanmaya, iyiliği ve güzelliği çoğaltmaya ihtiyacımız olan günlerden geçmekteyiz. Bu nedenle Nevruz’un öneminin anlaşılması ve bu bilincin yaygınlaştırılması amacıyla Nevruz’un kutlandığı 21 Mart’ın tatil edilmesi uygun olacaktır? denildi.

AA